Erken doğan bebeklerin beslenme sorunları

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Erken doğanBebeklik ve erken çocukluk döneminde ortaya çıkan yeme sorunu çocuğun gereksinimine uygun besin öğesi alımındaki yetersizliktir. Hekimin ya da ailenin çocuğun yemesinden memnun olmadığı her durum olarak da tanımlanabilir. Yeme sorunu, anatomik, fizyopatolojik nedenlerle besin alımında sorun yaşama ya da bu tür bir neden olmaksızın beslenmeyi reddetme sonucunda ortaya çıkar. Beyin gelişiminin çok hızlı olduğu ve büyük ölçüde tamamlandığı bebeklik ve küçük çocukluk yıllarında yaşanan yeme sorunu, büyüme ve gelişme geriliğine, sık hastalanmaya, malnütrisyona hatta ölüme yol açabilir.1,2 Bebeklik ve erken çocukluk döneminde görülen yeme sorunu, bazı kaynaklarda “infantil anoreksi” olarak tanımlansa da, ergenlik ve yetişkinlik döneminde görülen anoreksiya nervoza ve bulumia gibi yeme bozuklukları ile karıştırılmamalıdır. Çocuklukta görülen bazı yeme sorunu türleri, yemenin reddedilmesi, çocuğun kendini besleme yetilerindeki yetersizlik, çiğneme, yutma bozuklukları, beslenme sırasında ya da hemen sonrasında öğürme, kusma, yeme saatlerinin olağandan çok uzun sürmesi, beslenme zamanlarında besini çok uzun süre ağız içinde bekletme gibi uygun olmayan yeme davranışları ya da besin türüne göre seçici yeme davranışıdır. Yeme sorunu sık rastlanan bir sorundur, tüm çocukların %25’inde görülmekle birlikte, gelişimsel sorunları olan çocuklarda bu oran %35-80 arasında bildirilmektedir. Bu oranlar, katı besinlere geçişte zorlanma ya da bazı besin türlerini seçici olarak yeme gibi daha hafif sorunları da kapsamaktadır.

Erken doğan bebeklerin yeme / beslenme sorunları

Bu oranların içindeki %3-10 arasındaki bir grupta ise ağır yeme sorunları görülür.2 Hastaneye yatan bebek ve küçük çocukların yaklaşık %2.5’inde yatış nedeni, yeme sorunu olarak bildirilmektedir. Yeme sorunlarının organik ve organik olmayan nedenleri bulunmaktadır. Nefes alma, emme, çiğneme ve yutma, üst hava yolu ve beslenme sisteminde gerçekleştirilen, beynin özgül bölgelerinde kranial sinirler aracılığıyla düzenlenen ve yönetilen işlevlerdir. Başarılı bir ağızdan beslenme, ağızın duyu ve hareket (sensorimotor) işlevlerini, çiğneme yetilerini, yeterli solunum ve gastrointestinal sistem işlevlerini, santral sinir sistemi bütünlüğünü ve normal bir kas tonusunu gerektirir. Kronik hastalık nedeniyle uzun süre ağızdan beslenmeye geçememe, erken doğan bebeklerde gastroösefageal bileşkede bulunan sfinkter kaslarının yeterince gelişmemiş olması, geçirilmiş nekrotizan enterkolit, boğaz ve ösefagus bölgesindeki yapısal sorunlar nedeniyle çiğneme ve yutma sırasında ağrı, gastrointestinal sistemde motilite sorunları, gecikmiş mide boşalma zamanı, kabızlık, kronik aspirasyon yeme sorununa yol açan organik nedenler arasında sayılabilir. Organik nedenler dışında organik kökenli olmayan pek çok neden de yeme sorununa yol açmaktadır. Çocuk ve bakım veren kişi arasındaki etkileşim sorunları ya da çocuğun gelişimine uygun yeme yedirme ilişkisi konusundaki bilgi eksiklikleri, organik kökenli olmayan yeme sorunu nedenleri arasında sayılmaktadır. Erken doğan bebeklerde yeme sorunu ve nedenleri Erken doğan bebeklerin bir bölümünde, güçlük yaşanmaksızın ağızdan beslenmeye geçilse ve yeme sorunu yaşanmasa da birçok nedenle erken doğan, düşük doğum ağırlıklı bebeklerde, zamanında doğan bebeklere göre daha sık yeme sorunu gözlenmektedir. Erken doğan bebeklerde yeme sorunu sıklığının araştırıldığı bir çalışmada bu oran %40 bulunmuştur.3 Hem organik kökenli hem de organik kökenli olmayan, anne ve bebek arasındaki yemeyedirme ilişkisinin zorlanmasından kaynaklanan yeme sorunu nedenleri, erken doğan bebekler arasında daha çok görülmektedir. Aileler genellikle taburcu olduktan sonra en sık karşılaştıkları ve zorlandıkları sorunu, beslenme güçlükleri olarak bildirmektedirler.4 Gianini ve arkadaşlarının5 yapmış olduğu uzun dönemli bir izlem çalışmasında 1500 gr’ın altında doğan bebeklerin, yoğun bakım servisinden taburcu olma sonrasında, %63’ünde beslenme yetersizliği olduğu bildirilmiştir. Çalışmada beklenen normal doğum zamanına ulaşıldığında, doğum ağırlığı ile beslenme arasında pozitif yönde istatistiksel ilişki; bu dönemdeki vücut ağırlığı ile doğum haftası, hastanede yatış süresi, doğum ağırlığına yeniden ulaşma için geçen süre ve risk puanlaması (clinical risk indeks for babies) arasında negatif yönde istatistiksel ilişki bulunmuştur. Beklenen normal doğum zamanına ulaşıldığında beslenme yetersizliği, doğum haftasına göre düşük doğum ağırlıklı (SGA) olan bebeklerde 12.2 kat daha yüksek saptanmıştır.

Erken doğan

Üçüncü basamak sağlık hizmeti veren hastanelerde izlenmiş olmanın ve onuncu günden önce tam ağızdan beslenmeye geçmiş olmanın beslenme yönünden koruyucu etmenler olduğu aynı çalışmada gösterilmiştir.5 Erken doğan, özellikle çok düşük (<1500 gr) ve aşırı düşük doğum ağırlıklı (<1000 gr) bebeklerin olgunlaşmamış ve hastanede yatış süresinde olgunlaşacak olan anatomik ve fizyolojik yapı ve sistemleri, çocuğun beslenmesi ile ilgili çok sayıda risk etmeni oluşmasına yol açar. Sorunun organik kökenli nedenlerinin, çocuğun davranış gelişimi üzerindeki olumsuz etkileri yanında organik kökenli olmayan nedenlerinin de olması ve birden çok nedenin birlikte bulunabilmesi, sorunu karmaşık bir hale getirebilir.6 Yenidoğan döneminde geçirilmiş nekrotizan enterokolit, kalp sorunları ve bronkopulmoner displazi beslenme sorunları için organik kökenli risk etmenleri arasındadır. Erken doğan bebeklerde yeme sırasında anormal dil hareketi biçimleri tanımlanmıştır.7 Beslenme ile ilişkili solunum durması, yutma sırasında kalp hızında yavaşlama ve morarma beslenme güçlüklerine katkıda bulunmaktadır.7-9 Ösefagus alt uç sfinkterinin tam olgunlaşmamış olması da yeme sorunlarına yol açan bir etmen olabilir. Zamanında doğan bebekler 4-5 aya kadar yeme sırasında kusabilirler, erken doğan bebeklerde sfinkter tonusu daha zayıf olduğundan bu tepki daha uzun sürer ve duyulan rahatsızlık hissi çocuğun yemek istememesine neden olabilir.

Çocuk daha az besin tükettiğinde geriye kaçak daha az olacaktır.6 Bebeğin anatomik ve fizyolojik yönden yeterince olgunluğa ulaşamamış olması, izlemde ortaya çıkan nörolojik gelişim ile ilgili sorunlar ya da erken doğumun getirdiği kronik komplikasyonlar, erken doğan bebeklerde, yeme sorunu nedenleri arasındadır. Gastroösefageal reflü beslenirken solunum sıkıntısı gibi yeme sırasında ve sonrasında yaşanan rahatsızlık verici deneyimler, nasogastrik ve orogastrik sonda takılması, mekanik ventilasyon, ağız-yüz bölgesine uygulanan ve çocuğun gelişmekte olan tat, koku, dokunma duyuları için hoş olmayan tedavi girişimleri de ileri dönemlerde yeme işlevini zorlayan risklerdir. Solunum destek tedavisi için uzun süre entübe kalma, enteral ve ağızdan beslenmeye geçiş süresinde uzama, uzun süre tüple beslenme, bu dönemde haz organı olan ağıza kronik bir travma yaratmakta, ağzın haz veren bir bölge yerine acı veren bir organ olarak olarak algılanmasına neden olmakta ve yeme sorunu için risk yaratmaktadır.10 Burklow ve arkadaşlarının11 yaptıkları bir çalışmada, disiplinler arası çalışan bir yeme/ beslenme izlem merkezine yönlendirilen bir grup çocukta, çocukluk çağında gözlenen karmaşık yeme sorunlarının çok sayıdaki karakteristik özelliklerini tanımlamak ve yeme sorununun nedenlerine göre sınıflandırmasında, herbirinin göreceli sıklığını belirlemek amaçlanmıştır. Bu çalışmaya, 4 ay ile 17 yaş arasında 103 çocuk alınmış; erken doğum ve gelişimsel gecikme kodlanmıştır.

Yeme sorunlarına yol açan etmenler, yapısal anomaliler, nörolojik sorunlar, davranış sorunları, kalp ve solunum sistemine ait sorunlar ve metabolik hastalıklar olmak üzere beş grupta sınıflandırılmıştır. Çocukların %38’inde erken doğum ve tüm çocukların %74’ünde gelişimsel gecikme öyküsünün olduğu görülmüştür. En çok kodlanan beş ana neden grubu ya da grup birlikteliklerinin ve sıklıklarının sırasıyla, yapısal-nörolojikdavranışsal %30, nörolojik-davranışsal %27, davranışsal %12, yapısal-davranışsal %9 ve yapısal-nörolojik %8 olduğu belirlenmiştir. Davranış sorunu ile ilgili nedenlerin (%85), nörolojik sorunlar (%73), yapısal anomaliler (%57), kalp ve solunum sistemi ile ilgili sorunlar, metabolik hastalıklar (%5) ile ilgili nedenlerden çok daha sıklıkla yeme sorununa yol açtığını belirlemişlerdir. Bu sınıflandırma sistemi kullanılarak saptanan verilerin incelenmesi, çocukluk çağında, davranış sorunlarının, tek başına bulunarak ya da bedensel bir hastalığa eşlik ederek, sorunu daha karmaşık bir hale getiren en sık yeme sorunu nedeni olduğunu göstermiştir.

Kaynak: cshd.org.tr

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir